14 Kasım 2014 Cuma



YAŞAMDA DENGE ve DEĞERLER

Eski zamanlarda bilge bir kadın yolculuk yaparken derenin içinde değerli bir taş görmüş ve heybesine  atmış. Yolda giderken ekmek dilenen yaşlı bir kişiye rastlamış, çantasından bölüşmek için ekmeğini çıkartırken yaşlı adam çantadaki değerli taşı görüp onu vermesini istemiş. Bilge kadın hiç tereddüt etmeden çıkartıp taşı ona vermiş. Yaşlı adam taşın ona büyük bir servet getireceğini düşünerek sevinç içinde yoluna devam etmiş.
Aradan birkaç gün geçmiş. Yaşlı adam bilge kadını bulmuş ve demiş ki “ Sürekli düşündüm, taş çok değerli ve sen bunu bana verdin, daha değerli bir şey almak umuduyla bunu sana geri vermek istiyorum. Şimdi bana söyle, bu taşı bana verdiren şey neyse onu bana verir misin?
Bilge kadın cevaplamış; “ İnsanı zengin ya da değerli yapan sahip olduğunu düşündüğü malı, serveti, mevkii yada ünvanı değildir. Diğer insanlarla paylaşabildiği “ değerleridir.”
Dengeli ve doyumlu bir hayat yaşamak için kişisel değerlerimizin farkında olmamız ve onurlandırmaya çalışmamız gerekli.
Değerlerimiz;  diğerlerinden beklediklerimiz ve diğerlerine sunduğumuz, bizi hayata bağlayan inançlarımızdır ve çok önemlidirler.
Değerler  somut değil soyuttur, örneğin para bir değer değildir, paraya sahip olduğunuzda size ne verecek? sorusunun cevabı kök değerinizi bulmanıza yardımcı olur. Paraya sahip olduğunuzda ne kazanacaksınız? Güvenlik, özgürlük, başarı, güç?
Değerlerinizi onurlandırmadığınızda ya da onları kullanamadığınızda içsel bir gerilim ve huzursuzluk yaşarsınız ve iş ve yaşamdaki dengeniz olumsuz etkilenir.

Aşağıdaki bazı değerlerden hangilerinin sizin için anlamı daha fazla?
Huzur, mutluluk, sevgi, adalet, saygı, şefkat, öğrenme, kişisel gelişim, samimiyet, özgüven, maneviyat, başarı, güç, güven, farklılık, özgürlük, rekabet, liderlik, düzen, azim, ekip ruhu, kazanma, bilgelik, kalite, heyecan, netlik, öne geçmek, tamamlanma, toplumun parçası olmak, ilginç deneyimler, kendini adamak, sadakat, işbirliği, iyi görünme, espri anlayışı, zevk, problem çözme, güvenilirlik, örnek oluşturma, benlik saygısı, romantizm, cesaret ve sizin ilave edecekleriniz.

Sıralama yapsanız ilk 3 değeriniz hangileri olur?
Şimdi hayatınıza bakın, yaşamınızın bütününde değerlerinizi ne kadar onurlandırıyorsunuz?
Değerlerinize uygun şekilde yaşamak için yapabileceğiniz neler var?
Yapmadığınız neler var?
Halen adım atmıyorsanız ne bekliyorsunuz?

Değerlerinizi keşfettiğinizde bazı şeylerin hangi değerlerinize dokunup sizi neden rahatsız ettiğini ya da başarınıza nasıl destek verdiğini fark edeceksiniz.

Kendimin Farkında Olmak!

Kendimi Tanımak!

Tüm bu kavramlar, soru ve cevapları, daha dengeli ve doyumlu bir yaşam yaşamak isteyenlerin fark etmesi veya bulmak için emek harcaması gereken temel adımlardan geçiyor.

Diğer adımlarda görüşmek üzere…
Sevgi yolculuğunuzdaki ışığınız olsun…

Meral Dal
Kurucu, Eğitmen, Profesyonel Koç
Gelişim Gezginleri Grup
Eğitim, Koçluk, Danışmanlık




10 Kasım 2014 Pazartesi

FELEĞİN ÇEMBERİNDEN GEÇMEK

Feleğin çemberinden geçenler vardır aranızda ya da geçemeyip çemberin altında kalanlar…
Beklenmedik bir zamanda ve bizi sarsacak boyutta karşılaştığımız olaylar karşısında yaşadığımız duygunun adı “çaresizliktir”.  İşte bu noktada felek bizi çemberine almakta ve çevirmek için hazır beklemektedir. Gelin bu durumdan nasıl fayda yaratabiliriz? birlikte bakalım.
  1. Aşama: ŞOK- Yaşamımızda bir tehdit söz konusudur ve bize yaşattığı ilk duygu şoktur. Şok etkisini yaratan kısım beynin amigdala dediğimiz bölümünde oluşur ve muhakeme, planlama, karar işlevlerini oluşturan frontal lob dediğimiz beynimizin ön kısmı bir an devreden çıkar, normal koşullarda bu sürecin kısa sürmesi beklenir.
  2. Aşama: SORGULAMA: Şoku atlattıktan sonra sorgulamaya başlarız, beynimiz artık bu sürece bir anlam vermek zorundadır. “Bu neden başıma geldi? “
  3. Aşama: SUÇLAMA: “Bu neden başıma geldi?” Ya da “Neden benim başıma geldi?” sorusuna arka arkaya bir çok cevap ararız ve başlarız suçlamaya, bu aşamada  saldırgan davranışlar bile sergilenmesi mümkündür.  Genellikle diğerleri, koşullar, kader suçlanır veya bir şey bulamadıysak kendimizi suçlarız. 
Bazı kişiler vardır, hep bu aşamada kalırlar! 
Hep suçlarlar, eşini veya artık eski eşini, doktorları, sistemi, yöneticisini, işyerini, kaderi…
  1. Aşama: BASTIRMA: Suçlama aşamasını geçenler eğer gerçekle yüzleşmeye hazır değillerse, bastırmayı tercih ederler. Yani “Hayır canım ben iflas etmedim, hayır eşim beni aldatmadı, olur mu çocuğum kanser değil” derler ve yarattıkları bu duruma kendileri de inanmaya başlarlar, en kötüsü diğerlerini de inandırabilirler ve tüm çevre  birlikte bastırmaya başlar.
  2. Aşama: KABULLENME: Bu aşamaya gelebildiyseniz kendinizi tebrik edebilirsiniz, çok önemli bir aşamadasınız. Olanı olduğu gibi kabul etmek ve görebilmek bu aşamada çok önemlidir.  Önünüzde şimdi 2 seçenek var. 1.seçenek olan pasif kabullenmede kalabilir ve başaramayabilirsiniz, yani “ne yapalım artık, bu başıma geldi, kader, çekeceğiz” diyebilirsiniz ya da 2.seçeneği seçip aktif kabullenme ile “evet bu başıma geldi şimdi ne yapabilirim?”sorusunun cevabını bulmaya çalışabilir ve sürece devam edebilirsiniz.
  3. Aşama: SAVAŞMA: İşte şimdi mücadele zamanı ve sorunla kendinizi ayrıştırma vaktidir. Cevabını bekleyen sorular şunlar “Bu koşullarda yapılacak en mantıklı şeyler nelerdir? Çözüm için neler gereklidir? İç ve dış kaynaklarım nelerdir? Nasıl başarabilirim?”
  4. Aşama USTALAŞMA: Bir önceki aşamada kişi artık o kadar bilgi sahibi olmuştur ki, belki defalarca düşmüş yılmayıp kalkmış ve artık çözüm konusunda uzmanlaşmıştır. Ne zaman, nerede, ne yapacağını öğrenmiştir. Sürecin sonuna doğru gelmektesiniz.
  5. Aşama DÖNÜŞÜM: Tebrikler. Çemberin son kısmındasınız. Eğer şunu yapabiliyorsanız çemberden başarıyla geçtiniz demektir.
Bu savaş sonunda kendinize ve hayata dair verdiğiniz anlam değişti mi?
Yani başlangıçta “bela” olarak nitelendirdiğiniz şeyi bir “şans” olarak tanımlayabiliyor musunuz?
Bu aşamada sorun anlamsızlaşıp yok olur. Endişelendiğiniz şeylerin aslında ne kadar basit şeyler olduğunu fark edersiniz, yaşamda dert saydığınız veya kızdığınız şeylerin de ne kadar anlamsız olduğunu…
“ İyi ki bu başıma geldi ve ben şimdi daha mutlu bir insanım, başıma bu gelmeseydi bilemezdim, anlamazdım veya bu kadar başarılı olamazdım…” gibi çıkarımlarda bulunabiliyorsanız tebrikler! Feleğin çemberinden geçip “Dönüşenler” arasına siz de katıldınız.

Bu yazıyı yazmama feyz olan Değerli Hocam Tamer Dövücü ‘nün ifade ettiği gibi çemberi tamamlayanlar benzer durumlarla yine karşılaşabilirler. 
Onların en büyük avantajı, dönüşmek için geçmek zorunda oldukları aşamaları bilmeleri ve daha hızlı tamamlayacak olmalarıdır.

Dönüşümleriniz sevgiyle gerçekleşsin…

Görüşmek üzere,
Meral Dal
Kurucu, Eğitmen, Profesyonel Koç
Gelişim Gezginleri Grup
Eğitim, Koçluk, Danışmanlık


4 Ekim 2014 Cumartesi

ÇALIŞANLAR DEPRESYONDA

Yeni yayınlanan bir araştırma dikkat çekici.
Avita Çalışan Destek Hizmeti’ nin 18 ilde, demografik kriterlere göre seçilen 336 kişi ile yaptığı araştırmaya göre çalışanların iş hayatına yansıyan, depresif hisler yaşadığı sorunların sıralaması şu şekilde;

1.İş arkadaşları ve yöneticileri ile yaşanılan sorunlar,
2.İş-yaşam dengesini kuramama
3.Eş/ ilişki problemleri
4.Çocuklarla -özellikle ergenlik döneminde- yaşanan sorunlar

Tüm katılımcıların yüzde 40’lık bir kısmı iş arkadaşları ve yöneticilerle yaşanan problemler nedeniyle iş hayatında çok zorlanıyor. 

İş-yaşam dengesini kurma konusunda, özellikle de büyük kentlerde çalışanlar yüksek oranda mutsuzluk hissediyor. Çalışma hayatının başlarında olan Y kuşağının son temsilcilerinin yüzde 45’i, bu dengeyi kurmakta zorlanıyor. Bu oran 30 yaş sonrası için ise yüzde 35’le yine hiç azımsanmayacak bir sorun oluşturuyor. 

Eş ve çocuk problemleri iş hayatına yansıyor. 35 yaş ve üstü çalışanların yüzde 44’ü eş ve ilişki problemleri, yüzde 36’sı çocuk ve ergenlik problemleri nedeniyle iş yaşamlarına yansıyan depresif hisler yaşıyor. 

Kentlerde yaşayanların yüzde 40’tan fazlası yılda en az birkaç kez bir avukat ya da mali müşavire danışma ihtiyacı hissediyor.
Çalışanların yüzde 64’ü iş ve özel hayatlarında yaşadıkları sorunların çalışma hayatındaki performanslarını etkilediğini belirterek, çözmekte zorlandıkları sorunlar olduğunda;
morallerinin bozulduğunu, 
- performanslarının düştüğünü, 
- konsantrasyonlarının eksildiğini,
- dalgın olduklarını, 
- sinirli ve stresli olduklarını,
- yorgun hissettiklerini
belirtiyorlar. 

Gördüğünüz gibi bireyleri ve toplumları etkileyen önemli veriler var sonuçlarda.
Bu analiz ışığında kurumsal veya bireysel gelişim planlarınızı gözden geçirirken bazı çözüm önerilerimiz şu şekilde olacak.
İş ve Yaşamda Denge Workshopları
Bazıları hem iş hem özel yaşamda denge sağlıyor ve mutlu olabiliyorken bazılarımız bunu neden başaramıyor? Bu dengeyi nasıl sağlayabiliriz?
Bunun için çok uzaklara gitmeden bireye önemli farkındalıklar yaşatan bu eğitimler iş ve yaşamda mutluluğun ne paraya ne de zamana bağlı olmadığını göstermesi ve çözümün sadece kişinin kendisinde olduğunu fark ettirmesi açısından önemli.
Yöneticilik ve Liderlik Eğitimleri
Çalışanlar kurumunuzdan değil, yöneticilerinizden ayrılıyor olabilir! “ yapılan başka araştırmalar da bu gerçeğe işaret ediyor. Değişim hızının gün geçtikçe arttığı bir dünyada yoğun bir rekabetle iş yapıyoruz. Yöneticilerinizin de bu değişime ayak uyduran ve hatta değişimi yöneten birer lider olabilmeleri önemli.  Yöneticilik, etkili iletişim, takım yönetimi, yaratıcılık, çalışanı geliştirme, etkili geribildirim verebilme, taktir, koçluk becerileri, değişim yönetimi ve liderlik muhakkak eğitimlerde işlenmeli.
İletişim ve İlişki Yönetimi Eğitimleri
Diğerleriyle daha etkili iletişim kurmak, çatışmadan yapıcı tartışma yapabilmek, birbirimizi doğru anlamak, duygusal zekamızı arttırmak, kendimizi doğru ifade edebilmek, yapıcı geribildirim verebilmek ve farklılıkları engel değil zenginlik olarak değerlendirebilmeleri için tüm çalışanların alması gereken eğitimlerden. 
Takım Olma Eğitimleri
Birey olmanın ve takım olmanın farkını anlamak ve hatırlamak gerekiyor. Takımların ortak çalışma kültürü oluşturabilmesi için neler yapması gerektiği ile ilgili uygulamalı eğitimler çok revaçta.
Bireysel Koçluk ve  Çalışan Destek Hizmeti
O kadar yoğunuz ki kendimizi dinleyecek zamanımız yok, olsa bile tek başımıza işin içinden çıkamıyoruz hatta daha da dibe düşüyoruz, dışarıdan bir uzman desteğine daha sık ihtiyacımız oluyor. Artık bu tarz çözümleri içeren bireysel koçluk hizmetleri veya çalışan destek paketleri ülkemizde de hızla yaygınlaşmakta. Bu konuda da yapılan analizler ve uygulama sonuçları bu hizmetleri alanlarda yüksek performans artışı sağladığını ve yüksek memnuniyetin olduğunu bizlere gösteriyor.  
Bu aktardıklarımız çözümlerden sadece birkaç tanesi.

Unutmayalım ki her büyük başarının altında başlangıçta atılan küçük bir adım yatmaktadır.

Çalışanlarınıza ve şirket kültürünüze yapacağınız yatırım ve iyileştirmeler çalışanlarınızı güçlendirecek, onlardaki değişim eş, çocuk ve arkadaşlarını etkileyecek, bu değişim toplumu, toplumlar da dünyayı

Görüşmek üzere,

Meral Dal
Kurucu, Eğitmen, Koç
Gelişim Gezginleri Grup



www.gelisimgezginleri.com

22 Eylül 2014 Pazartesi

ÖFKE YÖNETİMİNDE 
ETKİLİ BİR YÖNTEM 

Yaşam yolculuğumuz devam ederken istenmeyen olumsuz olaylarla karşılaşabiliriz.  Bazılarımız çeşitli haksızlıklara uğrar, sevgilisi/eşi kendisini aldatır, dostundan/kardeşinden kazık yer, uzun süreli ilişkisi biter veya bir hastalığa kapılır.


Tüm bu olaylar kişiyi kırgın, üzgün ve endişeli hale getirir. Buna neden olan kişilerden intikam alma, acı ve zarar verme isteği bu süreci takip edebilir. Ve böylece negatif duygulardan biri Sizi ve artık yaşamınızı esir alabilir.
Öfke !!
Çoğu psikolog öfke yönetiminde en iyi çözümün bu duyguyu güvenli bir ortamda ifade ederek atmayı önerir. Bir kum torbası veya bir yastık kızgın olduğunuz kişidir artık ve başlarsınız yumruklamaya veya fotoğrafını alırsınız karşınıza ve istediklerinizi haykırarak atmaya çalışırsınız öfkenizi.  
Yapılan araştırmaların bazıları, bu çözümlerin küçük sıkıntıların kısa süreli stresini gidermeye yardımcı olabildiğini ancak büyük sıkıntıların uzun süreli üzüntülerini gidermeye yardımcı olamadığını hatta öfkeyi daha da arttırdığını belirtiyor.   
Çözümlerden diğeri de bir terapiste gitmek veya arkadaşlarınızla saatlerce bunun üzerine konuşmaktır.
Peki bu kadar vaktimiz veya paramız yoksa ne yapacağız?

Daha etkili bir çözüm var mı ?

Bir yöntem var ki saatler değil dakikalar gerekli.

“ Bana Faydası Ne? yöntemi ”

Hayatımızdaki olumsuz olayların bize sağladığı faydaları bulmaya çalışmak, kolay değil ama çözüm garantiliyse denemeye değmez mi?

Eşi tarafından aldatılan ve ayrılmak zorunda kalan bir kadın, bana faydası ne yöntemini uygulayıp
“ iyi ki bu başıma gelmiş yoksa rutin yaşamımda ben aslında bir ölüymüşüm ve farkında değilmişim, şimdi yeniden doğdum ve hayat çok farklıymış ” diyebiliyorsa.

Başından ciddi bir hastalık geçen biri çalışmaların sonucunda “ iyi ki başıma gelmiş şimdi yaşamda sıkıntı diye takıldığım şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim, şu an her dakikamın tadını çıkartıyorum” diyebiliyorsa, kesinlikle denemeye değer diye düşünüyorum.  Öfkelendiren bir durum yaşıyorsanız Siz de oturun ve düşünün; sizi öfkelendiren bu durumun size faydası ne?

Bunu yaptığınızda karşı tarafı veya kendinizi yargılayan ve suçlayan cümleler kullanmaya başladığınızı fark ederseniz cümlelerinizi öğrenen ifadelere çevirmeye dikkat edin. Faydayı bulana kadar çalışmaya devam edin.

Yolunuz açık olsun.

Meral Dal
Kurucu, Profesyonel Koç, Eğitmen

Gelişim Gezginleri Grup

www.gelisimgezginleri.com

15 Eylül 2014 Pazartesi

ENERJİNİZİ YÖNETİRSENİZ ZAMANINIZ ARTAR MI?
Zaman Yönetimi Eğitimi almayan kalmamıştır sanırım. Henüz almadıysanız muhakkak katılmanızı tavsiye ederim.
Gelişim üzerine duran ve yeni yaklaşımları uygulayan biz eğitmen ve koçlar zaman yönetiminde yeni bir kavramı aktarmaya çalışıyoruz.

Kişisel Enerjinizi Yöneterek Zamanı Yönetmek.   
İş hayatımız çok yoğun geçiyor, işler yetişmiyor, mesaimiz uzuyor, hatta iş bizimle birlikte eve geliyor. Spora, diete başlamaya, check-up’a gitmeye, arkadaşlarla sohbete, evdekilerle görüşmeye, çocuklarla oynamaya ve birçok şeye zamanımız kalmıyor. Özel yaşamı yaşamaya neredeyse vaktimiz yok!
Bazı çalışanlar çok yorgun, bazı çalışanlar tükenmiş. Pilimiz bitmiş durumda.

İnsanlar kısıtlı olan zamanı yettiremezken bizler de işyerlerinde performans artışı üzerine duruyoruz. Hep birlikte yüksek performanslı çalışanlar ve takımlar oluşturmak için çalışıyoruz.
İş ve yaşamda verimli ve mutlu bireyler olmak elimizde. Çözüm yine biz de ve bizim liderliğimizle işyerlerinde yapılacak kültürel değişimlerde. Bunun için ilk önce ENERJİ YÖNETİMİNİ öğreneceğiz.

Zaman sınırlı bir kaynak olabilir ancak yenilenebilir bir gücü içimizde barındırıyoruz ve tamamen bizim kontrolümüzde. KİŞİSEL ENERJİMİZ.

Kişisel enerji 4 ana kaynaktan geliyor.
1-      Beden
2-      Duygular
3-      Zihin
4-      Ruh

Sürece ilk önce kendimizden başlıyoruz. Bu 4 kaynaktan enerjiyle beslenebilmeniz için alışkanlıklarınızı gözden geçiriyoruz. Amacımız enerji depolamak ve enerjimizi kullanarak işleri ve zamanı arttırmak.

Yeterince uyku alıyor musunuz? Alkol, sigara, kilo bedeninizi ve enerjinizi nasıl etkiliyor?
Akşam spor salonuna gidemiyor olsanız da sabah erken yapılan deniz kenarı veya doğada kısa bir yürüyüş bile işe yüksek bir enerjiyle gitmenizi sağlayabilir. Alışkanlıklarınızı gözden geçirin ve küçük küçük adımlarla değiştirmeye başlayın. Gün boyunca 2 saatte bir kısa ve düzenli molalar verin, bu molarda lütfen masanızdan uzaklaşın.
Duygusal enerjinizi yükseltmek için nefes egzersizleri yapın, başkalarındaki ve kendinizdeki olumlu duygulara dokunun, onları taktir edin. Çatışma ve kriz durumlarında yargılayan değil öğrenen bakış açısından kendinize ve karşı tarafa bakın.
Zihinsel enerjinizi yükseltmek için yüksek konsantrasyon gerektiren işleri e-posta ve telefondan uzakta kalmayı sağlayarak, kesintisiz bir şekilde daha kısa sürede bitirin. Günün sonunda ertesi günün planını yaparak işten ayrılın. En zorlu olanı da sabahın ilk saatlerine alın ki yine yüksek enerjinizle kısa sürede çözüme kavuşturabilesiniz.
Ruhsal enerjinizi yükseltmek için, değerlerinizi gözden geçirin. Değerlerinizle iş yapış şeklinizi uyumlu hale getirin. ‘Adalet’ yüksek bir değeriniz olabilir ama işe sürekli geç geliyorsanız değerleriniz sizi zorlar, evden yarım saat erken çıkın. İş çıkışı son yarım saatinizde ise rahatlamaya çalışın. Böylece eve gittiğinizde ailenizle huzurlu bir başlangıç yapmış olursunuz. Trafikte mücadele etmeyi bırakın, en sevdiğiniz müzik kanalını sonuna kadar açın ve ona eşlik edin, diğerlerine takılıp o halinizle sürüklenmeyin, trafik canavarlarını siz tedavi edemezsiniz.

İşteki süreçlerinizi gözden geçirin. Sizi meşgul eden ve hoşlanmadığınız işleri bunları yapmaktan hoşlanan kişilere işinizi aksatmayacak şekilde nasıl devredebilirsiniz? bunun yollarını bulun.

Dahası var ama işte bu kadar basit ancak kolay demiyorum. Alışkanlıkları değiştirmek kısa vadede azim ve kararlılık gerektiriyor, bu çabalarınız uzun vadede sizin iş ve yaşamda mutlu ve verimli olmanızı sağlayacağı için kesinlikle üzerinde çalışmaya ve çabalamaya değer eylemler.

Hadi şimdi başlayın, ertelemeyin.
Sizlere kolaylıklar diliyorum.

Görüşmek üzere,

Meral Dal
Kurucu, Eğitmen, Yönetici ve Liderlik Koçu
Gelişim Gezginleri Grup





Mesai saatleri dışında ne kadar çalışıyoruz?


11 Eylül 2014 Perşembe

GÜÇLÜ YÖNLERİNİZİN FARKINDA MISINIZ?

Hepimiz kendimizi tanıdığımızı düşünüyoruz.
İş hayatında çok yoğun çalışıyoruz. Hedefimiz daha fazla kariyer, daha fazla para, sosyalleşme ve birçok farklı neden.  Zamanımızın büyük bir kısmını iş ve onunla ilgili süreçleri kapsadığı için çoğu kez kendimizi unutabiliyoruz. 

Yıllar hızla geçiyor ve işte o soruyu sorduğumuz gün geliyor.
“ Bunca sene neden çalıştım? Neden çok mutsuzum ? ” vb.

Başarılı ve mutlu bir yaşam için kendimizi çok iyi tanımamız gerekiyor.
Kendini tanımak dediğimizde başkalarına sorsak veya kendinizi 3 kelime ile tanımlayının ötesinde bir şeyden bahsediyorum.
·         En güçlü yönleriniz neler?
·         Peki sizi başarıda engelleyen ilk sıradaki zayıflıklarınız?
·         Nasıl öğreniyorsunuz?
·         Başkalarıyla nasıl çalışıyorsunuz?
·         İş hayatınızdaki değerleriniz ve özel hayatınızdaki değerleriniz neler?
·         Akış halinde, coşkuyla ve iç motivasyonla çalıştığınız zamanlarda ne iş yapıyor oluyorsunuz?
Tüm bu soruların cevapları sizi başarılı ve mutlu bir iş yaşamı sürdürmeniz için ipuçları olacaktır. 
Nereye ait olduğunuzu bilmeniz için güçlü yönlerinizi keşfetmeye ve en önemlisi bu güçlü yönlerinizi geliştirmeye ihtiyacınız var. Yeteneksiz ve zayıf yanlarınızı geliştirmeye çalışıyorsanız boşa zaman kaybediyorsunuz demektir.
Güçlü yönlerinizi keşfetmek için neler mi yapabilirsiniz?
1-      Geçmişinizi 5’er yıllık/10 ‘ar yıllık bölümlere ayırın. Her bir dönemdeki başarılarınızı gözden geçirin. Başarıyı hangi güçlü yönlerinizle elde ettiniz?
2-      Diğerlerine sorun ve geribildirim isteyin. Siz de gördükleri güçlü yanlar ve gelişim alanları nedir? Yanıtları kaydedin. Cevapları dinlerken karşı tarafa açıklama yapmayın sadece içten bir teşekkür edin.
3-      Kişilik testleri yaptırın ve uzmanından geribildirim alın. Geçerliliği ve güvenirliği ispatlanmış kişilik testleri kullanın. İşin uzmanından geribildirim almayı unutmayın.
4-      Kendinizi gözlemleyin. Nasıl çalıştığınızı ve tarzınızın gerçek sizi yansıtıp yansıtmadığına bakın. İnsanlarla birlikte mi yoksa yalnız çalışırken mi daha başarılısınız? İş stresliyken mi yoksa istikrarlı devam ederken mi daha verimlisiniz?
5-      Koçluk alın. Profesyonel Koçluk eğitimi almış ve profesyonel olarak Koçluk yapan kişilerden yaşam amacınızı gözden geçirmek, potansiyelinizi keşfetmek, güçlü yönlerinizi daha da güçlendirmek için destek alabilirsiniz.

Kendinizi keşfettikçe başarıyla beraber mutluluğu da sürekli hale getireceğinizi göreceksiniz.

Yolunuz açık olsun,

Meral Dal
Kurucu, Yönetici ve Liderlik Koçu
Gelişim Gezginleri Grup

7 Eylül 2014 Pazar

LİDERLİK VE İNSANA DOKUNMAK

Dostlarım merhaba,

Liderlik üzerine sohbetlerimize devam etmek, Liderlik ve İnsana Dokunmanın altını çizmek için yaşadığım bir anımı Sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türkiye’nin önde gelen Sigorta Şirketlerinden birinde Yönetici olarak çalışırken, boşalan üst düzey yönetici koltuklarından iki tanesine arka arkaya dışarıdan atamalar yapılmıştı.

Bir süre sonra en tepe konumdaki Yöneticimizden, tanışmak amaçlı ziyaretlere başlayacağının duyurusunu almıştık. Şirketin direksiyonundaki kişiyi yakından görecek olmaktan dolayı çok heyecanlanmıştık.

Yaklaşık 1 hafta sonra, rutin çalışma günlerinden birinde Liderimiz kapıda göründü, ziyaretlere başlamıştı, bir süre sonra sıra benim bölümüme geldi. Sıkı ve içten bir tokalaşma sonrası, masamın önünde karşılıklı duran koltuklarından bana yakın olana oturdu. İlk dikkatimi çeken mütavazi bir tavrının olmasıydı, iş dünyasında herkesin çok iyi tanıdığı bir ismin bu kadar alçakgönüllü olmasını açıkçası hiç beklemiyordum. Kendinden emin ve babacan bir ses tonu ile sorular sordu;
Nasılsın? Neler yapıyorsun? Bu şirketten ve benden beklentilerin nedir?
Soruları yanıtlarken ilk dikkatimi çeken beni gerçekten dinlediği ve anlaşıldığımı hissettiren bir beden dili kullanmış olduğuydu. Ziyaret tam 5 dakika sürmüştü. Bu kadar kısa sürede o kadar sağlam bir bağ kurulmuştu ki aramızda, temelinde dinlenilmek, anlaşılmak, saygı duyulmak ve kendimi güvende hissetmem yatıyordu.

İnsana değer verdiğini gösteren bir Lidere duyulan güven.

Arkasından bir alt pozisyondaki üst düzey yöneticimizden, tanışma amaçlı ekiplerimizle bir araya geleceğini belirten bir mail almıştık. Direkt çalışma içinde olacağımız kişiyle tanışacakları için ekiplerimiz çok heyecanlanmışlardı. Biraz disiplinli bir yapısı olduğu söylentileri yayılan Yöneticimizi karşılamak için bir öğle yemeğinde ekip olarak hazırdık. Kendisi bir yandan yemeğini yerken bir yandan da genellikle gözleri önünde ekibe birkaç soru sormuştu. Söylediğinden tek hatırladığım “ 7/24 çalışacağız arkadaşlar, sizden gerekirse ailelerinizi bile unutmanızı istiyorum” olmuştu. Yaklaşık yarım saat süren bu buluşmada hiçbir temel atılamamıştı. Çalışanlar kendilerini emirle yönetmeye çalışan bir tavırla karşılaşmışlardı.

O günden itibaren 7/24 çalışma politikası şirket genelinde uygulanmaya başladı. Ancak buna sadece bunu isteyen uymuştu ve yıllar sonra sonuç başarısızlık olarak geri dönmüştü.  

Sadece görevi odağına alan ve bunu gerçekleştirecek insanı es geçen yönetim tarzı artık tutmuyor Dostlar. Kısa vadede belki bir çıkış yaratıyor ancak orta ve uzun vadede sonuç olumsuz olarak gerçekleşiyor.
Küreselleşmenin ve bilginin çok hızlı yayılması, günümüz yönetim ve liderlik modellerinin değişimini gerektirmekte, “ Ben değil onlar değişsin ! “ diyen yaklaşımlar da artık tutmuyor.

Değişmesi gereken ilk önce Yöneticiler ve gerçekten Lider olmak isteyenler.

Eğer Yöneticiyseniz ve ekibinizden performans artışı bekliyorsanız, aynı yöntemlerle aynı sonuçları elde edemeyeceğinizi tekrar hatırlatmak isterim.

Farklı uygulamalar yapmak için değişime önce kendinizden başlamalısınız.

Değişim yolculuğunuzda başarılı ve keyifli öğrenmeler diliyorum.


Görüşmek üzere, sevgilerimle.
Meral Dal
Kurucu, Yönetici ve Liderlik Koçu
Gelişim Gezginleri Grup

24 Ağustos 2014 Pazar

LİDERLİK ve DUYGUSAL ZEKÂ

Sevgili Dostlarım merhabalar,

Bireysel ve kurumsal yaptığımız liderlik geliştirme çalışmalarımız sırasında en çok aldığımız sorular;
Liderlik doğuştan mıdır? Sonradan olunur mu?  Bir kişiyi Lider yapan özellikler nelerdir? oluyor.
Liderliğin birden fazla boyutu var ve ilerleyen yazılarda bunlardan da konuşalım istiyorum. Bugün sadece Liderliğin önemli konularından birini ele alacağız.

İlk olarak bilinmesi gereken nokta, gerçek liderliğin bir seçim olup, masadan kaynaklanan bir güç, makam, rütbe veya unvan olmadığıdır.

Yaptığımız liderlik geliştirme programları tecrübelerimiz gösteriyor ki sadece eğitimlerden oluşan bir programın ötesinde eğitimler öncesi ve sonrası işe dönük özel uygulamalar ve liderlik koçluklarıyla birleştirilerek düzenlenen programlarla liderlik öğrenilebiliyor ve geliştirilebiliyor.

Elbette doğuştan gelen özellikler de bazı liderlik tiplerini oluşturuyor. Örneğin karizma. Buna doğuştan sahip olanlar, liderlik çeşitlerinden biri olan Karizmatik Liderlikte diğerlerinin önüne geçebiliyorlar.
Etkin liderler üzerine yapılan bir çok araştırmalarda kilit bir benzerliğin göze çarptığını bize gösteriyor; duygusal zeka. Nedir bu duygusal zeka?
Duygusal zeka veya İngilizce ifade edilişiyle EQ (Emotional Quotient), bir insanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ve becerisinin ölçümü olarak tanımlamaktadır.
Uzun süredir iş dünyasında ve ilişkilerde çalışırken kullandığımız bir kavram olan duygusal zeka ‘yı  aynı isimli kitabı yazan Dr. Daniel Goleman şu şekilde açıklıyor.
Duygusal zekâ, kişinin hem kendisinin hem de onları izleyenlerin performansını arttıran ve 5 beceriden oluşan bir grup.  
Duygusal zekâ becerileri şunlar;
1-      Öz-Bilinç: Kişinin güçlü ve zayıf yönlerini, değerlerini, güdülerini ve diğerleri üzerindeki etkilerini bilmek.
Ne sağlar? Öz-güven, gerçekçi bir öz-değerlendirme, kendini önemsemeyici mizah duygusu.
Özbilinci yüksek insanlar duygularının kendilerini, başkalarını ve onların iş performanslarını nasıl etkilediğini fark eder. Nereye niçin gidileceğini görebilir, zayıf veya gölge yanlarını bilir ve bunları konuşmaktan sıkıntı duymazlar. Öz bilinci düşük kişilerse kendilerini geliştirmeleriyle ilgili mesajları bir tehdit ya da başarısızlık işareti olarak algılayabilir.
2-      Kendini ayarlama: Zararlı dürtülerini ve ruh hallerini kontrol edip yönlendirmek.
Ne sağlar? Güvenilirlik ve dürüstlük
Biyolojik dürtülerimiz duygularımıza yön verir. Çok önemli bir müşteriye berbat bir sunum yapan ekibin üst düzey yöneticisini düşünün. Sonrasında masaya yumruğunu vurup ekibi azarladığını ve kapıyı çekip dışarı çıktığını düşünün
İşte kendini ayarlama burada ortaya çıkıyor, kendini ayarlama yeteneği gelişmiş ise sakin kalacak, kullandığı kelimeleri yargılayıcı değil öğretici seçecek, sorunun temelinin ne olduğunu anlamaya çalışacak ve kendisinin bundaki katkısını sorgulayacaktır.
Aynı zamanda yönetimde öfkeli ruh hallerin az olması kuruluş genelinde de az olması anlamına gelecektir. Duygularına hâkim olan insanların değişime de daha hızlı ayak uydurduğunu da görmekteyiz.
3-      Motivasyon: Başarılı olma güdüsüyle hareket etmek.
Ne sağlar? Güçlü başarı dürtüsü, zorluklar ve başarısızlık karşısında bile iyimserlik, kuruşa bağlılık
Başarılı olmaya duydukları arzu Liderler de üst seviyededir. Liderler yaratıcı zorluklardan geçmeyi bir meydan okuma ve öğrenme süreci olarak ele alabilirler, öğrenmekten hoşlanırlar, daha iyi olmak için yüksek bir enerjiye sahiptirler ve işler kötüye doğru gitse bile iyimserdirler.
4-      Empati: Başka insanların duygusal yapısını anlama yeteneği, insanların duygusal tepkilerine göre davranma becerisi.
Ne sağlar? Yetenekli kişileri geliştirmede ve elde tutmada uzmanlık, kültürel farklılıklarda duyarlılık, müşterilere ve alıcılara hizmet
Ekiplerin çok daha fazla kullanıldığı, küreselleşmenin hızlı temposu ve yetenekleri elde tutma ihtiyacı empatinin önemini bir kez daha bizlere hatırlatıyor. Empatik olmak sanılanın aksine duygusal bakıp sempatik olmak değil onun çok ötesinde bir kavramdır. Empatik Liderler yol arkadaşlarını geliştirmek için ustalıklı yaklaşımlarla birlikte bilgi birikimlerini etkin bir şekilde kullanırlar.
5-      Sosyal Beceriler: Diğerlerini yönlendirmek için dost hane ilişkiler kurmak
Ne sağlar? Değişime öncülük etmede etkinlik, inandırıcılık, ekip kurma ve yönetmede uzmanlık
Burada kastedilen dostluk daha çok belli bir amacı gözeten dostluktur. Bu dostluk yeni bir ürün konusunda coşku uyandırmak veya pazarlama stratejisi üzerinde görüş birliği sağlamak olabilir.
Bu yönü gelişmiş Liderler ekiplerini daha iyi yönetebilir ve insanları ikna etme de ustadır.

Hepimiz belli seviyede duygusal zekâ becerileriyle doğuyoruz. Görüldüğü üzere bu becerilerimizi geliştirebilmek için belli bir kararlılık gerekiyor.
Meslektaşlarınızdan, akıl hocalarınızdan ve koçlarınızdan gelen geribildirimle sebat ve azimle ilerlemek gerekiyor.
Lider olma sürecinizin başarılı ve keyifli geçmesini diliyorum.

Görüşmek üzere,

Meral DAL, Kurucu, Yönetici ve Liderlik Koçu, Eğitmen
Gelişim Gezginleri Grup



11 Ağustos 2014 Pazartesi

                                                                  ÇALIŞANLARIN YAŞADIKLARI SORUNLAR

Avita Çalışan Destek Hizmeti tarafından yaptırılan bir araştırmanın sonuçları yeni açıklandı. 
Konusu; çalışan kişiler en çok ne tür sorunlar yaşıyorlar? Bunlardan nasıl etkileniyorlar? Neler yapıyorlar?
Araştırma şirketi TNS ‘nin 18 ilde, demografik kriterlere göre seçilen 336 kişi ile yaptığı araştırmaya göre çalışanların iş hayatına yansıyan, depresif hisler yaşadığı sorunların sıralaması şu şekilde;

1-    İş arkadaşları ve yöneticileri ile yaşanılan sorunlar
2-    İş-yaşam dengesini kuramama
3-    Eş/ ilişki problemleri
4-    Çocuklarla -özellikle ergenlik döneminde- yaşanan sorunlar


İş-yaşam dengesini kurma konusunda, özellikle de büyük kentlerde çalışanlar yüksek oranda mutsuzluk hissediyor.
Çalışma hayatının başlarında olan Y kuşağının son temsilcilerinin yüzde 45’i, bu dengeyi kurmakta zorlanıyor. Bu oran 30 yaş sonrası için ise yüzde 35’le yine hiç azımsanmayacak bir sorun oluşturuyor. 

Tüm yaş gruplarında ise yüzde 40’lık bir kesim iş arkadaşları ve yöneticilerle yaşanan problemler nedeniyle iş hayatında zorlanıyor. 

Eş ve çocuk problemleri
iş hayatına yansıyor. 35 yaş ve üstü çalışanların yüzde 44’ü eş ve ilişki problemleri, yüzde 36’sı çocuk ve ergenlik problemleri nedeniyle iş yaşamlarına yansıyan depresif hisler yaşıyor. 

Kent kesiminde, özellikle de büyük metropollerde daha çok yaşanan bu sorunları aklından çıkaramayarak sürekli bir iç sıkıntısı hisseden çalışanlarda kadınların oranı ise erkeklere göre biraz daha yüksek.
Kentlerde yaşayanların yüzde 40’tan fazlası yılda en az birkaç kez bir avukat ya da mali müşavire danışma ihtiyacı hissediyor.
Çalışanların yüzde 64’ü iş ve özel hayatlarında yaşadıkları sorunların çalışma hayatındaki performanslarını etkilediğini belirterek, çözmekte zorlandıkları sorunlar olduğunda;

morallerinin bozulduğunu, 
- performanslarının düştüğünü, 
- konsantrasyonlarının eksildiğini,
- dalgın olduklarını, 
- sinirli ve stresli olduklarını,
- yorgun hissettiklerini
belirtiyorlar.

Sonuçlar bunları söylüyor.

Bu kadar önemli bir konuda çalışanlarını destekleyen bir kurum olarak çözüm paketinizde neler olmalı? 

Seçenek 1: Eğitimler

Etkili İletişim Eğitimleri
Kurum içinde ast, üst ve eşitlerimizle daha etkili iletişim kurmak, özel hayatımızda da ilişki içerisinde olduğumuz bireylerle çatışmadan, birbirimizi doğru anlamak, empati kurabilmek, duygusal zeka, yapıcı geribildirim verebilmek , kendimizi doğru ifade edebilmek için sunduğumuz önemli eğitimlerdendir.

Yöneticilik ve Liderlik Eğitimleri
“Çalışanlar kurumunuzdan değil, yöneticilerinizden ayrılıyor olabilir! “ yapılan farklı araştırmalar da bu gerçeğe işaret ediyor. Kurumunuzda çalışanlar kadar onları yönetenlerin yönetsel becerileri ile günümüz yöneticisinden beklenen bazı yetkinlikleri ilave ettiğimiz; yöneticilik, sorumluluk verme, yetki devri, çalışanı geliştirme, etkili geribildirim, koçluk becerileri ve liderlik konularında kendilerini geliştirdikleri eğitimlerin de alınması çok önemli.

İş ve Yaşamda Denge Eğitimleri 
Bazıları hem iş hem özel yaşamda denge sağlıyor ve mutlu olabiliyorken bazıları bunu neden başaramıyor? Bu dengeyi nasıl sağlayabiliriz?
Bunun için çok uzaklara gitmeden, bireye önemli farkındalıklar yaşatan bu eğitimler, iş ve yaşamda mutluluğun ne paraya ne de zamana bağlı olmadığını göstermesi ve çözümün sadece kişinin kendisinde olduğunu fark ettirmesi açısından hem farklı hem de artık çok gerekli.

Seçenek 2: Bireysel Koçluk ve İlişki Koçluğu Destek Paketleri oluşturabilirsiniz.
Bireysel olarak destek almak isteyen çalışanlarınız için koçluk hizmeti veren kurumlarla anlaşmalı olarak çalışabilirsiniz.

Seçenek 3Çalışan Destek Paketi 
Avita gibi bu konularda uzman şirketlerden, çalışanların her an ihtiyaç duyabilecekleri hukuki & mali bilgi hizmetleri, psikolojik hizmet, tıbbi danışmanlık, bilgi hizmetleri gibi paket hizmetleri ekonomik fiyatlarla satın alarak çalışanlarınızın zaman kazanmasını, sorunlarını çözmeleri ve performanslarını düşürmeden işlerini sürdürmelerini sağlayabilirsiniz.

Tüm bu çözümler ve diğerleri için bizi aramanız yeterli, sevgilerimizle

Meral Dal

Kurucu, Eğitmen, Executive Coach
Gelişim Gezginleri Grup
www.gelisimgezginleri.com

Koçluk Kurum Performansını % 21 arttırıyor


Kurum Performansına "koç" etkisi


31 Temmuz 2014 Perşembe

                                                       DEĞİŞİME UYUM ve YARATICILIK

Dünya değişiyor. Teknolojik ve bilimsel gelişimler bu değişimi hızlandırıyor. Oluşan bu durum günümüz profesyonel iş insanında var olması istenen iki yetkinliği önemli hale getiriyor. “Değişime Uyum” ve bunu kolaylaştırmak için Yaratıcılık

Değişime uyum gösterebilmek için yaratıcı bakış açısının geliştirilmesi çok önemli. Yaratıcı bakış açısına sahip olan kişi sorunlar yerine potansiyeli, engeller yerine fırsatları, sınırlar yerine yenilikleri görebilir. Yaratıcılık, sürekli değişen dünyada başarılı olmamızı ve aslında sınırsız sayıdaki olasılıkları görmemizi sağlar.

Küçük bir çocukken yaşamı anlamlandırmak için hayaller kurardık, çok meraklıydık, engel ve sınır tanımazdık. Basit bir sopa, kendi maceralar dünyamızda bir at, bir uzay aracı, bir ışın kılıcı veya sihirli bir değnek olabilirdi. Annemizden kaçamak mutfakta yaptığımız enteresan karışımlı yiyecekler, merak edip içini açtığımız radyolar, kadranı fırlayan eski saatler biz büyüdükçe yerini bizden istenen ciddileşmeye bırakır, büyüklerimiz kendi kısıtlamalar kalıbına bizleri de sokmaya çalışır. Yeni şeyler deneyip keşfetmek yerini mevcut düzene uygun davranıp, gelecek planları üzerine düşünmeye bırakır. 

Artık ana hedefimiz bizden bekleneni vermektir. Tüm bu artan baskı ve yönlendirme merak duygumuzu ve yaratıcılığımızı baskılar. 

Güzel bir haber!

Beynimiz yaratıcı olmak için yaratılmıştır. Dolayısıyla yaratıcılığımızı ortaya koymak ve güçlendirmek o kadar zor değil.

Değişime uyum için kendimizi tanımamız ve içimizdeki yaratıcılığı ortaya çıkartmamız gerekli.

Bazı sorular size bu yolculukta yardımcı olacaktır.
Neden sorusu çok önemli !
Değişime neden uyum sağlamalısınız?
Size sağlayacağı faydalar nedir?
Değişime uyum göstermezseniz neler aynı şekilde devam eder?
Bu oluşacak durum sizi memnun eder mi?
Değişime uyumda halen zorlanıyorsanız, kendi kendinize cevaplandırın,
Neyi kabul etmekte zorlanıyorsunuz?
Bu durumla mücadele etmek için güçlü yanlarınızı bulun ve bu güçlü özelliklerinizin bu süreçte size nasıl yardımcı olacağını ortaya koyun.

Tabi en önemlisi; 
değişime uyum sürecinizi nasıl eğlenceli hale getirebilirsiniz?
Ve hedefinize ulaştığınızda
kendinizi nasıl ödüllendireceksiniz?

Tüm bu soruların cevaplarını yaratıcı bir bakış açısıyla yazın ve uygulamaya başlayın. 

Düşünceleriniz değiştirdiğinizde eylemleriniz de değişecek ve siz değiştikçe insanların da değişeceğini fark edeceksiniz. 

Değişimde destek arıyor veya yaratıcılığınızı arttırmak istiyorsanız eğitimlerimize katılabilir, bireysel koçluk hizmeti alabilirsiniz.

Görüşmek dileğiyle, sevgilerimle.

Meral Dal
Kurucu, Eğitmen, Executive Coach
Gelişim Gezginleri Grup
www.gelisimgezginleri.com